Geçmişe yönelik mal rejimi sözleşmesi yapılabilir mi?
Aile’nin toplumun temel yapı taşı olması itibariyle bu alanı düzenleyen hükümler emredici niteliktedir ve dolayısıyla bu alanda yapılan sözleşmeler, Borçlar Hukuku’ndaki sözleşme serbestisi ilkesi kadar geniş ve rahat sınırlar içerisinde değerlendirilemez. Bu durum, aile hukukunun temel ilkelerinden olan düzenleme serbestisinin bulunmaması ve devletin müdahalesi ilkesinden çıkarılmaktadır.[1] Ayrıca Yargıtay’ın 6.6.2013 tarihli ve 2012/11466 E. 2013/8552 K. sayılı kararında da bu husus “Çünkü aile hukukunda; tam ve sınırsız bir sözleşme serbestisi kabul edilmemiş, tam aksine özgür tam aksine özgür iradeye dayalı sözleşme serbestisinin sınırlı olarak kabul edildiği ve kullanıldığı görülmektedir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Mal rejimi sözleşmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 202-205. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu madde hükümlerine göre eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirtilen diğer rejimden birini kabul edebilirler. Yapacakları sözleşme, bir sözleşme prensibi olarak sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren ileriye hüküm ve sonuç doğuracaktır. Sözleşmenin geriye etki doğurması hususu ise, her ne kadar doktrindeki bazı yazarlar tarafından Borçlar Hukuku’nda olduğu gibi geniş bir serbesti içinde değerlendirilerek geçmişe etkili sözleşmelerin herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın yapılabileceği şeklinde düşünülse de[2], 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10. maddesinde geçmişe etkili sözleşme yapılabileceği bir yıllık süre ve yalnızca belli mal rejimleri arasında değişiklik yapılabileceğiyle ilgili olarak sınırlandırılmıştır.
4722 sayılı Kanun’un 10. maddesinde “Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.
Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan boşanma veya iptal davaları sonuçlanıncaya kadar eşler arasında tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Dava boşanma veya iptal kararıyla sonuçlanırsa, bu mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümler uygulanır. Davanın redle sonuçlanması hâlinde eşler, kararın kesinleşmesini izleyen bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, Kanunun yürürlük tarihinden geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.
Şu kadar ki eşler, yukarıdaki fıkralarda öngörülen bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler.” hükmü yer almaktadır.
Hükümden anlaşılacağı üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesine kadar, bu tarihten önce tabi oldukları mal rejimleri kural olarak devam edecektir. Ancak taraflar, bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içerisinde, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önceki zamana ilişkin diğer mal rejimlerini bu kanunda yasal mal rejimi olarak öngörülmüş edinilmiş mallara katılma rejimine dönüştürebilirler. Yani örneğin 12.12.1992 tarihinde evlenmiş ve herhangi bir mal rejimi tercihinde bulunmamış bir çiftin TMK’nın yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimine tabi olduğu; bu tarihten itibaren ise edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacağı kesindir. Bu çift, 4722 sayılı Kanun’un 10/3. maddesine dayanarak 1.1.2003 tarihine kadar evlilik tarihlerinin başlangıcı olan 12.12.1992 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacağı ve dolayısıyla mal ayrılığı rejimine ilişkin hükümlerin uygulanmasının kaldırılabileceği imkânı mevcuttur. 4722 sayılı Kanun’un belirttiği bir yıllık süre haricinde yapılan ve evlilik tarihinden itibaren kararlaştırılan rejimin edinilmiş mallara katılma dışında bir rejim olduğu sözleşmeler batıldır. Bu husus Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 28.6.2010 tarihli ve 2009/672 E. 2010/7517 K. sayılı kararında “eşlerin yapmış oldukları mal rejimi sözleşmesi 18.8.2004 tarihli olup Yürürlük Kanununun 10/III maddesinde tanınan süre içinde yapılmadığı … söz konusu kararların hükümsüz sayılmasının gerektiği” şeklinde; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 16.6.2011 tarihli ve 2010/6262 E. 2011/3497 K. sayılı kararında “Eşler kanunun tanıdığı bir yıl içinde geçmişe etkili bir biçimde edinilmiş mallara katılma rejimi dışında yine kanunun tanıdığı başka bir mal rejimini (mal ortaklığı, mal ayrılığı veya paylaşmalı mal ayrılığı rejimlerinden birini) evlenme tarihinden itibaren geçerli olmak üzere seçemez ve belirleyemezler.” şeklinde; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 6.6.2013 tarihli ve 2012/11466 E. 2013/8552 K. sayılı kararında “Bu iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde yukarda öngörülen bir yıllık süre içerisinde eşlerin geçmişe etkili olmak üzere sadece yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimini seçebilecekleri açıktır. Diğer bir ifadeyle eşler kanunun tanıdığı bir yıl içinde geçmişe etkili bir biçimde edinilmiş mallara katılma rejimi dışında gene kanunun tanıdığı başka bir mal rejimini ( mal ortaklığı, mal ayrılığı veya paylaşmalı mal ayrılığı rejimlerinden birini ) evlenme tarihinden itibaren geçerli olmak üzere seçemez ve belirleyemezler.” şeklinde hükme bağlanmıştır.
Netice itibariyle,
- Aile Hukukunun, Borçlar Hukukunda olduğu gibi geniş bir sözleşme serbestisine tabi olmadığı;
- 4722 sayılı Kanun’un 10. maddesinde açık hükmü ve bu hükmün Yargıtay’ca uygulamaları göz önüne alındığında mal rejimi sözleşmelerinin kural olarak geçmişe etkili olarak yapılamayacağı; yalnızca 4722 sayılı Kanun’un 10. maddesinde belirtilen bir yıllık süre içerisinde edinilmiş mallara katılma rejimine geçiş yapılabileceği anlaşılmaktadır.
[1] AKINTÜRK, Turgut; Aile Hukuku; 2002, İstanbul, s. 11
[2] KILIÇOĞLU, Ahmet; Aile Hukuku; 2015, Ankara, s. 304

Leave a Reply
Want to join the discussion?Feel free to contribute!